Safe World for Women Logo

Turkey-protests

Hey erkek egemen sesimizi duy

By Meltem Arikan

Tüm dünyada hakim olan erkek egemen sistemin şiddetini nerelere kadar götürebildiğinin bir şahidi olarak  yazıyorum.

Bugün analog dünya düzeninden dijital dünya düzenine geçerken, artık erkek egemen sistemin baskıcı rejimlerine karşı halkın nasıl birleşebildiğini gördüm.

Ben Türkiye’deki umutsuzlardandım. Ülkemin insanları korkuyla bastırılmış, dinler, mezhepler, cinsiyetler, etnik kökenler kullanılarak birbirimize ötekileştirilmiştik. Artık herkes bir diğerine öteki olmuştu.

İktidar sahipleri egemenliklerini sürdürebilmek için medya kuruluşlarına uyguladıkları baskılarla özellikle kadınları sindirerek, onların bedenleri üzerinden yaptıkları kimlik yok etme siyasetleriyle tam bir korku yönetimi kurmuşlardı.

Herkes durumu kabullenmiş, herkes sinmişti, çıkan sesler kolayca kısılıyor, çıkan sesler kolayca suçlanıyordu.

Herşey birkaç ağaçla başladı, o nedenle de kimse tam olarak ne olduğunu doğru yorumlayamadı. İstanbul Taksim’deki Gezi parkının olduğu yere iktidarın AVM yapmasını proteste etmek, oradaki ağaçların yok edilmesini engellemek için düzenlenen eylem başlarken, ben bile acaba yine kaç kişi olabileceğiz diye düşünmüştüm.

İlk gün oradaki ağaçların kesimini engelleyenlere gaz sıkılmasıyla, o gün oraya gelenlerin sayısı birdenbire arttı. Gazın ardından ağaçların kesimi durdu ve o gece parkımızda şarkılar söyleyerek, danslar ederek, ifade özgürlüğümüzü kullandık, çadırlar kurduk, parkta nöbete durduk, sonra sabah beşte inanılmaz şekilde bir gaz saldırısı oldu. Uyuyan barışçıl insanların üzerine gazlar sıkıldı, çadırlar yakıldı hepimiz şok olduk.

Ve sokaklar insan seli oldu. Kalabalıkları gördükçe gözlerimiz doldu. Polis şiddetini arttırdıkça, halk daha daha daha da çoğalarak sokağa döküldü, polis şiddetini arttırdıkça insanlar daha daha daha  da kenetlenir oldu. Polis şiddetini arttırdıkça, eylemcilerin polise karşı kullandığı orantısız zeka ve espri anlayışı tüm duvarları doldurdu ve birden tüm ülke din, dil, ırk, siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp kenetlenir oldu.

Tüm bu acımasızlık içinde, Medyaya uygulanan sansür, dijital dünya düzenini anlamayanlara ilk  dersini de vermiş oldu. Çünkü artık bilgiye ulaşmanın farklı yolları vardı. Çünkü artık bilgiye ulaşmanın silahlardan çok daha güçlü olduğu anlaşılmıştı. Çünkü artık bilgi paylaşımının algıyı nasıl değiştirip hızlandırdığı yaşanarak ispatlanmıştı... Başbakanımızın deyimi  ile twitter tam bir baş belası olmuştu.

Polisin uyguladığı  şiddet yüzünden günlerdir gazlar nedeniyle nefes alamayanlar, panzerli sularla yaralananlar, her sabah ellerinde çöp torbalarıyla sokakları, Gezi Parkını temizledi. Polisin uyguladığı şiddete karşı herkes birbirine sakin ve sağduyulu olmak için destek verdi. Polisin uyguladığı şiddete karşı orantısız zeka ve espri anlayışı tüm caddelerin duvarlarını süsledi. Ama polisin şiddeti, iktidarın inatçı tutumu bir gencin ölümüne yol açtığı halde hala bitirilmedi.

Başbakan tıpkı otoriter bir baba gibi biz vatandaşlarını dinlemek yerine, bizleri susturmaya çalışmış, bizlere şiddet uygulamış, ne hissettiğimizi anlamak yerine ne hissetmemiz gerektiğini bize dayatmaya çalışmıştır. Binlerce yıldır şiddetini sürdüren ataerkil düzenin sesi, bu sefer bizim Başbakanımızın ağzından haykırmıştır. Bana itaat et. Her zamanki gibi yıkıcı, baskıcı, inatçı ve uzlaşmaz. Ve binlerce yıldır olanlar, kendini bir kez daha tekrar ederek şiddetin en acımasızı özellikle meydanlardaki kadınlara uygulanmaktadır.

Doğa yaşam demektir. Yaşamı korumak gerekir. Bizler yaşamı korumak,  kentlilik bilincine sahip çıkmak için Gezi Parkında toplanmıştık. Bugün sayımız binleri aştı, tüm ülkenin sokaklarında insanlarımız el ele, dayanışma içinde ifade özgürlüğü, özgür yaşam alanları için tek ses tek yürek olarak direnmeye devam etmektedir. Bugün Türkiye’de yaşananlar, Dijital dünya düzenine geçerken kadınların ve erkeklerin ırk, din, dil, etnik köken farklılıklarını bir kenara bırakıp ifade özgürlüğü ve özgür yaşam alanları için el ele mücadele edebileceğiniz göstermiştir. Hem de onlara uygulanan tüm orantısız şiddete rağmen. Bugün Türkiye’de yaşananlar, kadınların ve erkeklerin bireysel varoluşlarını herhangi bir din, herhangi bir etnik grup aidiyetine girmeden gerçekleştirilebileceğini göstermiş, özgür bireyler olarak yeni bir dünya düzeninin oluşturulabileceğinin umutlarını yeşertmiştir. Türkiye’de yaşananlar, tüm umudunu kaybetmiş hatta ‘Umut Lanettir’ diye bir roman yazan bana bile ilk defa umut vermiştir.

Ve ben buradan sizlerin aracılığıyla tüm suçlarımı itiraf etmek istiyorum.

Suçluyum! Tüm ideolojilerin ve dinlerin baskısından uzaklaşarak özgürce düşünmek ve düşündüğünü söyleme özgürlüğü istiyorum. 
İtiraf ediyorum: Bana dayatılan düşünce kalıplarını yıkarak özgürce düşünmek için mücadele ediyorum.

Suçluyum! Gerçeklerden kaçmanın acılardan kaçmak olduğunu biliyorum.

İtiraf ediyorum: Bütün kaçışlar korkuyla üretilir, korkaklar tarafından beslenir.

Ben korkutulmayı kabul etmiyorum.

Suçluyum! Bana konan yasakların hiçbirini kabul etmiyorum.
İtiraf ediyorum: Kendi özgürlük sınırlarımı kendim çizmek istiyorum.

Suçluyum! Bana öğrettiklerinizi tekrar tekrar sorgulayarak, toplumsallaşmaktan, ailemden, inançlarımdan vazgeçiyorum.

İtiraf ediyorum: Anne, eş, sevgili, dayattığınız rollerin hepsini reddediyorum.

Suçluyum! Var olabilmek için başkaldırmayı seçiyorum.
İtiraf ediyorum: Siz ne yaparsanız yapın şiddete hayır demeye ve pasif direniş göstermeye, orantısız şiddetinize zekamla ve kalemimle yanıt vermeye devam ediyorum.

Read In English: Turkey: Hey Patriarchy! Hear our voice


Meltem-ArikanMeltem Arıkan is a Turkish novelist. She also wrote two plays and contributes to many periodicals as columnist and writer.

Follow Meltem on Twitter: @MeltemArikan

Website: www.meltemarikan.com

 


Disclaimer: Views here are those of the author and do not necessarily reflect those of Safe World for Women.